Haberi Paylaş!
RÖPORTAJ
06.02.2020

Fatih Erkoç, 4 Mart'ta İş Kuleleri’nde vereceği konser öncesinde sorularımızı yanıtladı

Caz müziğin usta ismi Fatih Erkoç, 4 Mart Çarşamba akşamı, İş Kuleleri’nde müzikseverlerle buluşacak. Usta müzisyen, İş Sanat için hazırladığı bu çok özel projede, 19 kişilik big band orkestrası İstanbul Super Band ile sahne alacak.

Fatih Erkoç ile röportaj

Ud sanatçısı babası Hasan Erkoç’un, üç yaşındayken kendisine hediye ettiği keman ile müzikle tanışan Fatih Erkoç, Türkiye’nin yetiştirdiği en değerli müzisyenlerin başında geliyor. "Ellerim Bomboş" (1992) ve "Penceremden Gökyüzüne" (1993) albümleriyle bir dönem Türk Pop müziğine damga vuran sanatçı, aynı zamanda caz müzik denildiğinde ülkemizde akla ilk gelen isimlerden biri. Her parmağında ayrı bir maharet olan bu değerli müzisyen, çok özel bir performans için 4 Mart Çarşamba akşamı, İş Kuleleri’nde olacak. Frank Sinatra’dan Ella Fitzgerald’a uzanan geniş bir repertuvarın yanı sıra en sevilen şarkılarıyla da caz severlerin karşısına çıkacak olan Erkoç’la bu özel geceyi konuştuk.

4 Mart akşamı İş Kuleleri’ne gelecek müzikseverleri nasıl bir gece bekliyor olacak?
4 Mart akşamı vereceğim caz konserinde, Şef Aycan Teztel yönetimindeki büyük caz orkestrası, İstanbul Super Band’in bizlere eşlik etmesinin kıvancını yaşayacağız. Her caz konserinde olduğu gibi, standart caz eserleri ağırlıklı bir repertuarımız olacak. Ancak, arada standardın dışında da bir şeyler yapacağız tabii ki. Böyle süper bir orkestrayla, süper bir caz gecesi olacağına kesinlikle eminim. Geceye özel sürprizler olacak mı? Sibel Köse ve Su İdil ile bir doğaçlama olma olasılığı var. Super Band ve Aycan Teztel, zaten özel sürpriz sayılır benim için...

Size o gece sahnede eşlik edecek İstanbul Superband’den bahseder misiniz?
Türkiye’nin en iyi caz müzisyenlerinden oluşmuş bir süper orkestra. Böyle bir süper orkestra önünde şarkı söylemek, kanatlanıp göklere uçmakla aynı duyguları yaşatır bizlere... Kariyeriniz boyunca çok farklı müzik türleriyle uğraştınız ama cazın sizdeki yeri çok ayrı olduğunu biliyoruz. Caz müziği, dünyada var olan müzik türleri içinde, doğaçlamaya en açık müzik türüdür. Dahası, cazın zaten amacı doğaçlamaya yönelik olmasıdır. Böyle olunca da caz insanı/icracıyı, en özgür kılan müziktir. “Özgürlük eşittir caz müziği” demek, kanımca hiç yanlış olmaz. Caz müziğin sevilmesinde çok önemli bir katkılarınız oldu.
 



Ülkemizde caz müziğe olan ilgiyi nasıl görüyorsunuz?
Ülkemizde caz müziğine yoğun bir ilgi olduğunu görebiliriz. Bunu şuradan da anlamak olası: Caz müzisyenleri, pop müzisyenlerinden daha çok çalışıyorlar. Harika caz müzisyenleri yetişiyor. 1973-1974 yıllarında, bu kadar çok caz müzisyeni yoktu. Ve bu kadar iyileri de yoktu. Bu da son derece doğal bir şey tabii ki. O zamanlar, bir caz plâğı bulup dinlemek bile çok zordu. Bugün ise, bütün dünya avucumuzda...

Bu aralar neler dinliyorsunuz?
Bu aralar müzik dinleme durumum, kendi çalışmalarımı yetiştirmekten, biraz geri kaldı maalesef. Ancak yine de, ara sıra evde ve arabamda, caz dinliyorum. Olabildiğince kendi enstrümanım olan Tromboncu’ları tercih ediyorum. Örneğin, Frank Rosolino ve Carl Fontana gibi... Sadece caz çalmadığım için, yeni isimleri pek bilemiyorum. Ama bazı eski piyanistleri fırsat oldukça dinliyorum. Örneğin, Herbie Hancock, eskilerden Dave Brubeck, Keith Jarrett, Brad Mehldau gibi. Özellikle Mehldau ve Jarrett’in yorumculuklarına bayılıyorum.

Biraz da 2020 planlarınızdan söz eder misiniz?
Yeni albüm çalışmanız ya da farklı projeleriniz olacak mı? Henüz tam bilemiyorum ama; ya bu yıl ya da önümüzdeki yıl bir düet proje ile müzikseverlerin karşısına çıkacağım. Hayata geçirebilirsem süper olacak. Türkiye’nin değerli sanatçılarıyla, kendi şarkılarımı söylemek istiyorum. Bu proje beni fazlasıyla heyecanlandırıyor. Ayrıca hem eski yabancı pop şarkılarını hem de eski Türkçe pop şarkıları üzerinde çalışıyorum. Bu ikisini bir albümde toplamak istiyorum.