Postkolik_Loader
Haberi Paylaş!
RÖPORTAJ
03.01.2021

Dilek ve Derya Türkan ile İş Sanat sahnesinde nostaljik yolculuk

Türk Sanat Müziği’nin başarılı temsilcilerinden Dilek ve Derya Türkan, Cumhuriyet döneminin nadide eserlerinden oluşan bir repertuvarla İş Sanat sahnesine konuk oldu. Kemençe sanatçısı Derya Türkan ile solist Dilek Türkan’ın bu özel performansına genç ses sanatçılarından Ceren Kaçar ve Müge Alpay da eşlik etti.

İş Kuleleri Salonu’nda izleyicinin olmadığı bir konser çekimi yaptınız. Karşılıklı iletişim olmaksızın performans sergilemek nasıl bir tecrübeydi?
Dilek Türkan: İzleyicisiz konser vermek, bir bayram yemeği sofrasındatek başınıza olmak gibi. Açıkçası bunu içinize sindirmeniz pek kolay değil. Bu bir televizyon kaydı olmuş olsa, daha önce birçok kez tecrübe etmiş biri olarak adapte olmanın hiç zor olmadığını söyleyebilirim. Fakat şöyle bir gerçek var ki bu bir konser ve eğer pandemi olmasaydı seyircilerimiz karşımızda olacak ve onlarla iletişim kuracaktık. Gerçeğin bu oluşu bir duygusallığa sebep oluyor. Benim gözlemlediğim iki tür sahne sanatçısı vardır. Biri sahnenin içinde, diğeri izleyicilerin arasında olandır. Hep izleyicinin arasında olanı seçtim ya da izleyiciyi de sahneye aldım. Bu anlamda adapte olmak her ne kadar kolay olmasa da koşullar gereği hayal gücümüze sığındık.

Repertuvarı ve kadroyu oluştururken nasıl bir yol izlediniz?
Dilek Türkan:
İş Sanat’la bu süreçte ortak bir faydada buluştuk. Biz gençlerle birlikte olmayı, onlara “Hiçbir şey bitmedi, sanat her koşulda üretimine devam ediyor” mesajını vermek isterken İş Sanat da böyle bir konser talebinde bulundu. Çok kıymetli genç ses sanatçıları sevgili Ceren Kaçar’ın ve Müge Alpay’ın aramıza katılması ile dinamizmimiz arttı. Benim ilk solo albüm çalışmam olan Cumhuriyet döneminin en nadide eserlerinden oluşan repertuvara sahip bir içerik hazırladık. Bu şarkıları, bu iki genç müzisyenin şu an bulunduğu yaşlarda hazırlamıştım ve büyük heyecan duymuştum. Şimdi onların heyecanını izlemek ve buna şahitlik etmek zaman içinde yolculuk yapmak gibiydi. İleriye dönük yepyeni sanat anlayışına sahip Türk müziği şarkıları, alışılmışın dışında Batı müziği enstrümanları ile yazıldığı dönemin tadıyla aranje edildi. Çok değerli Oğuzhan Balcı ve Cengiz Onural’ın orkestrasyonları ile orkestraya Derya Türkan’ın kemençesi solistlik etti. Muhlis Sabahattin Ezgi’den Neveser Kökdeş’e, Refik Fersan’dan Sadettin Kaynak’a kadar birçok değerli bestecinin eserlerine yer verdik.
 



Sizi dinlerken geçmişe gidiyoruz. Eskiyle yeniyi buluşturarak şarkıların güncel kalmasını ve yeni neslin farkına varmasını sağlayarak onların da kalplerine dokunuyorsunuz. Böyle bir amacınız var mıydı?
Dilek Türkan:
Böyle bir amacım hiç olmadı açıkçası. “Öyle bir şey yapayım ki gençler sevsin” demekten ziyade ben kendim gençtim ve bu müziği çok seviyordum. Şarkıları, bir dönemi başka bir dönemde yaşarken anlatmak hevesindeydim. Bu benim güncelimdi, gerçeğimdi. Sanırım bu gerçeklik, samimiyeti doğurdu ve sayı giderek çoğaldı. Bugün baktığımda ne kadar değerli olduğunu görebiliyorum. Gençleri ben değil; gençler beni müziğin içine çekiyor, hevesimi taptaze tutuyorlar. Teşekkür ediyorum onlara. Nostalji günlük hayatımızda çoğu zaman yalnızlık hissi ve melankoli ile anılıyor. Halbuki kulağımıza çalınan bir melodi bizi kısacık bir anda belli zamana veya duyguya taşıyabiliyor. Bu anlam yoğunluğu da yaşamımızı değerli kılan unsurlardan biri.

Müziğin sizin hayatınızdaki anlamı nedir?
Dilek Türkan:
Cevabı içinde saklı olan sorulardan bu... Tıpkı söylediğiniz gibi bu anlam yoğunluğunu en çok müzik sayesinde yaşıyorum. Yaptığım müzik her ne kadar bugünü anlatıyor olsa da çoğu zaman geçmişin izlerini de taşıyor. Yaşamım ve bakış açım da öyle. Bazen bu hayata yabancılaşıyorum, bazen içinde aktığımı hissediyorum. Sonra müzik yönümü belirliyor, yolumu bulmama yardım ediyor.

Bu konserde Klasik Türk Müziği’nin değerli eserlerine kemençenizle eşlik ediyorsunuz. Klasik kemençe olarak anılan enstrümanı ise İstanbul kemençesi olarak tanımlıyorsunuz. Sebebini öğrenebilir miyiz, aradaki fark nedir?
Derya Türkan:
Ülkemizde üç tip kemençe var. Bir tanesi halkımız tarafından çokça bilinen Karadeniz kemençesi, diğeri Kastamonu kemençesi, üçüncü olarak da İstanbul’da Bizans döneminden bize kalan İstanbul kemençesi… İstanbul kemençesi dememin en büyük sebeplerinden biri, halkın sesini bildiği ama ismini bilmediği bir enstrümanı tekrar hatırlatmak ve bunun karışıklığa yol açmamasıydı. Aynı zamanda bu tanım Yunanistan’da da İstanbul kemençesi (politika lyra) olarak geçiyor. Ben bu terimi kullanarak insanların kafa karışıklığını da bir yerde önlemiş oluyorum ve doğru ismini bulduğunu düşünüyorum.
 



Bugüne kadar yerli ve yabancı değerli sanatçılarla birçok ortak proje gerçekleştirdiniz. Birlikte sahne almayı ya da proje yapmayı arzu ettiğiniz bir isim var mı?
Derya Türkan:
Birlikte müzik yapmak istediğim ve müziği paylaşmak istediğim çok müzisyen var. Umarım onlarla pandemi süreci geçtikten sonra buluşur ve yeni müzikleri paylaşabiliriz.

Eşiniz Dilek Hanım ile sahnede birlikte müzik icra etmek size nasıl hissettiriyor?
Derya Türkan:
Sesini ve müziğini sevdiğim birisiyle müzik yapmak beni tabii ki son derece mutlu ediyor. Hem sesini çok yakından duymuş oluyorum, hem de müziğin içine katılıyorum.

İçinde bulunduğumuz pandemi dönemi kültür ve sanat dünyasını derinden etkiledi. Bir müzisyen olarak bu dönemi nasıl geçirdiniz?
Derya Türkan:
Bu dönem tüm dünyayı etkisi altına aldı ve maalesef büyük sıkıntılar doğurdu. Özellikle ekonomik yönden güvencesi olmayan müzisyenler çok ciddi sıkıntılar yaşadı. Bu dönemi en yararlı nasıl geçirebilirim veya geçirebiliriz diye düşündük. Bol bol müzik dinleyip, önemli edebiyat, tarih ve bilim insanlarının sohbetlerini takip edip onlardan bir şeyler öğrenmeye çalıştım.
 



Konserde Dilek Türkan ile beraber bir performansınız oldu, sahnede nasıl bir enerji oluştu?
Ceren Kaçar:
Sahnede o kadar özel, eşsiz bir enerjiye sahip ki! Hem kulisteki o rahat, doğal haliyle orada hem de o büyülü ışığıyla… Konser benim için heyecan ve gerginlikle başladı, fakat Dilek Hoca’nın tüm varlığıyla orada ve o anda olabildiğini, her anından keyif aldığını gördükçe içimde beni kısıtlayan düğümler birer birer çözüldü. Sonrası rahat ve keyifli devam etti. Derslerimizde ondan öğrendiğim ilk eser “Gül Yüzlülerin Şevkine Gel” idi. Sahnede beraber icra ederken büyük mutluluk duydum, gözlerim doldu. Hem Derya ve Dilek hocalarımın birçok kaydını yüzlerce kez dinlemiş, izlemiş biri olarak birlikte sahneyi paylaşmak rüya gibi bir deneyimdi.

Hangi parçaları seslendirdiniz?
Ceren Kaçar:
Konserde “Ayrılık ve Sarı Yapıncak” parçalarını seslendirdim. Ayrıca “Gülistan Tango”, “Gül Fatma”, “Gül Yüzlülerin Şevkine Gel”, “Pembe İnci”, “Şu İstanbul Kızları”, “İtiraf” parçalarını da Müge ve Dilek Hoca ile birlikte seslendirdik.

Son iki sorumuz Müge Alpay’a... Dilek ve Derya Türkan ile aynı sahneyi paylaşmak nasıl bir duyguydu?
Müge Alpay: Dilek hocamızı en son çıkan “An” albümüyle tanıdım. Sesi, tarzı, her kelimeyi hissederek icra etmesi, müzik kalitesi, her şeyiyle büyük hayranlık duyduğum bir sanatçı. Ondan öğreneceklerimle kendimi geliştirmek ve nihayetinde onunla aynı sahneyi paylaşmak hep yapmak isteyip de bir türlü ifade edemediğim hayalimdi. Derya hocamız da enstrümanında virtüöz olup, donanımlı, müthiş bir müzik bilgisi olan ve bunu da paylaşan, mütevazı, gerçek bir sanatçı örneğidir. Böylesine hayranlık ve örnek aldığım insanlarla aynı sahneyi paylaşmak benim için ancak bir hayalden ibaretti. Bu hayalin gerçek olmasını sağlayan İş Sanat ve Türkan Ailesi’ne çok teşekkür ederim.

Konserde hangi parçaları seslendirdiniz?
Müge Alpay:
“Aşk Mevsimi” albümü nadide tango eserlerin bir araya geldiği, her şarkının kendine has karakteri olan, neşeli fakat sözleri dokunaklı harika bir albümdür. Benim bu albümden solo olarak seslendirmiş olduğum eserler ise “Kelebek” ve “Aşk Mevsimi” şarkıları oldu. “Gülistan Tango” isimli esere kemanımla eşlik ettim. “Gül Fatma”, “Pembe İnci”, “İtiraf”, “Gül Yüzlülerin Şevkine Gel” ve “İstanbul Kızları” eserlerini Dilek hocamız ve Ceren Kaçar ile birlikte seslendirdik.